Reklam

KADİM KENTİN KİMLİK ARASINDAKİ SIKIŞMIŞLIĞI: TARİHİN AYNASINDA DİYARBAKIR KELİMELERİ

Prof. Dr. Oktay Bozan, Şehrin Binlerce Yıllık İsim Serüvenini ve Karşı Karşıya Kaldığı İdeolojik Kırılmaları Yasin Güler'e Anlattı

Yayınlanma Tarihi : Google News
KADİM KENTİN KİMLİK ARASINDAKİ SIKIŞMIŞLIĞI: TARİHİN AYNASINDA DİYARBAKIR KELİMELERİ
Advert

Son günlerde HDP eski milletvekili Altan Tan'ın "Amed" isminin kökenine dair yaptığı açıklamalar kamuoyunda yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Tan’ın, bu ifadenin Kürtçe olmadığını vurgulaması ve bazı kesimlerin "Diyarbekir" ifadesinin Arapça kökenli olmasından dolayı bu kavrama karşı hazımsızlık duyduğunu belirtmesi, basında ve sokakta geniş yankı uyandırdı. Bu sıcak gündem vesilesiyle; yeşil sahalardan siyaset koridorlarına kadar bir turnusol kağıdına dönüşen bu isim tartışmalarını, uzun yıllardır şehrimiz ve bölgemiz üzerine çalışan bir akademisyene sorduk. Dicle Üniversitesi Sezai Karakoç Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Oktay Bozan ile Diyarbakır’ın binlerce yıllık isim serüvenini ve maruz kaldığı ideolojik zihni parçalanmışlığı konuştuk.

Yasin GÜLER: Sayın Hocam, Altan Tan’ın "Amed ismi Kürtçe değildir, Diyarbekir ismine karşı da ideolojik bir hazımsızlık var" çıkışı gündeme bomba gibi düştü. Son günlerde basında sıkça tartışılan bu iddiaları ve Amedspor’un Süper Lig’e yükselişiyle yeniden alevlenen bu "isim savaşlarını" bir tarihçi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Oktay Bozan: Evet, Amedspor’un Süper Lig’e yükseliş süreci; takımın ismi, yöneticilerinin tutumu, kulübe yüklenen anlamlar ve siyasi çevrelerin takımı konumlandırdığı yer bakımından kamuoyunda uzunca bir süredir tartışılıyor ve görünüyor ki tartışılmaya da devam edecek. Yapılanın ve yapılmak istenenin geniş bir taraftar kitlesi olan takıma ve şehrimize hayırlı olmayacağı kanaatindeyim. Zira dostluğa, tanıtıma ve kaynaşmaya vesile olması gereken bir futbol takımı oyunundan ziyade siyasilerin ve yöneticilerinin yüklediği anlam ve sembollerle gündeme geliyorsa bu büyük bir talihsizliktir. Takımın bir futbol takımından ziyade bir halk ile özdeşleştirilmesi ve “kimlik beyanı” şeklinde ifade edilmesi ülke olarak içinde bulundumuz terörsüz Türkiye sürecinin ruhuna aykırı olduğu kanaatindeyim. Bir Diyarbakırlı olarak Amedspor’un birinci lig’e yükselmesi herkes gibi bizleri de ziyadesiyle memnun etti. Bunun şehrimizin ekonomisi ve turizmine ciddi katkı sağlayacağını düşünüyorum. Ancak bir tarihçi olarak benim asıl odak noktam yeşil sahada yaşananlar ya da o sahanın dışına taşan hararetli polemikler değil. Biz bugün hem bir futbol takımının adında yaşayan hem de binlerce yıllık bir kentin hafızasını taşıyan o köklü ifadelerin tarihsel hakikatine bakmak zorundayız.

Öncelikle şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterim: Bu konuda uzun yıllardır şehrimiz ve bölgemiz üzerinde çalışan bir akademisyen ve her şeyden önce bu şehrin bir mensubu, bir evladı olarak, kentin isminin bu derece kısır siyasi çekişmelere ve ideolojik kamplaşmalara alet edilmesinden, bir kavga unsuru haline getirilmesinden büyük bir üzüntü duyuyorum. Şehirler de tıpkı insanlar gibi isimleriyle birlikte birçok hikâyeyi bünyesinde taşır; isimler şehirlerin kimliğidir. Çocuklara isimlerini anne ve babaları verirken, şehirlere ise genellikle o şehri kuranlar verir. Başka anne babaların çocuklarına verdiği ismi sonradan değiştirmek ne kadar yanlışsa, tarihin derinliklerindeki toplumlar tarafından verilmiş isimlerin ideolojilere kurban edilmesi de o kadar büyük bir çarpıklıktır.

Yasin GÜLER Peki Altan Tan’ın işaret ettiği o tarihsel kökene gelirsek... "Amed" veya "Amid" kelimesi ilk kez ne zaman karşımıza çıkıyor? Gerçekten iddia edildiği gibi Kürtçe veya Medlerle bir bağı var mı?

Prof. Dr. Oktay Bozan: Tarihsel verilerin izini sürdüğümüzde, "Amid" ifadesine yazılı belgelerde ilk kez Asur hükümdarı I. Adad-Nirari (M.Ö. 1310-1281)’den kalma bir kılıç kabzasında rastlıyoruz. Bu ismin Asur İmparatorluğu'ndan çok daha önce, bölgenin yerel halkları tarafından kullanılmış olması kuvvetle muhtemel olsa da ne yazık ki elimizde bunu kanıtlayacak daha eski arkeolojik veya filolojik bir veri henüz bulunmuyor. Bilinen bir başka gerçek ise kentin, Arami kökenli Bit Zamani hanedanlığının başkentliğini yapmış olduğudur.

Zaman çarkı döndükçe kent, farklı medeniyetlerin dillerinde ve birinci elden tarihi metinlerde yeniden şekillenmiştir. Örneğin, Diyarbakır hakkında oldukça detaylı tarihsel ve coğrafi bilgiler veren ünlü Romalı tarihçi Ammianus Marcellinus, "Roma Tarihi" adlı eserinde şehirden doğrudan "Amida" diye bahsetmektedir. Bölgenin en kadim topluluklarından olan Süryaniler ise kenti "Omid" olarak tanımlamaktadır. Nitekim dönemin en önemli Süryani kroniklerinden biri olan Mar Yeşua da kaleme aldığı "Vakaayinâme" adlı eserinde şehri "Omid" ismiyle zikreder. Süryaniler bu kelimenin kendi dillerinde "ümit" anlamına geldiğini belirtirler. Arap ve İslam kaynaklarında ise şehir "Amid" olarak geçer.

Sorunuza net bir cevap vermek gerekirse; Altan Bey’in tespiti bu anlamda akademik olarak doğrudur. Meseleye ideolojik bakan bazı çevrelerin Amid/Amed kelimesinin Kürtçe olduğunu iddia etmesi akademik dayanaktan tamamen yoksundur. Amid ve Diyarbekir ismine dair görüş beyan eden hiçbir ciddi tarihçi veya seyyah, bu kelimenin Kürtçe olduğuna dair en ufak bir görüş ileri sürmemiştir. Bunun yanı sıra, tarihsel olarak Kürtlerin bu şehri "Amed" şeklinde telaffuz ettiğine dair hiçbir antik veya orta çağ kaydı da söz konusu değildir. Aksine, bazı Batılı seyyahlar Kürtlerin şehrin adının aynen kaynaklardaki gibi "Amid" şeklinde telaffuz ettiğine dikkat çekmektedir. Bu arada şunu hatırlatmak gerekiyor.

Amed’in Medlerden geldiğini söyleyenlerin görmezden geldiği en büyük husus, kronolojik zamandır. Asurlar döneminde (M.Ö. 13. yüzyıl) şehre zaten 'Amid' deniyordu ve Asurlar, Medlerin tarih sahnesine çıkışından yaklaşık 4-5 asır önce yaşamışlardı. Dolayısıyla 'Medler Kürt’tü, öyleyse Amed de Medlerden geliyordu' kurgusu bilimsellikten uzak bir şehir efsanesidir.

Yasin GÜLER: Kelimenin İslamiyet sonrası serüveni nasıl şekillendi hocam? İslam orduları şehre geldiğinde kentin adı neydi ve "Diyarbekir" ismi ne zaman devreye girdi?

Prof. Dr. Oktay Bozan:  İslam orduları 639 yılında Hz. Ömer döneminde bölgeye intikal edip şehri fethettiğinde, karşılaştıkları kentin adı resmi olarak zaten Âmid’di. Müslümanların hâkimiyetine geçmesinden sonra da şehir merkezi için Amid adı kullanılmaya devam etti. Ancak fethin başlangıcından itibaren, kentin içinde bulunduğu geniş coğrafi bölge ve vilayet, bölgeye yerleşen Arap kabilesi Bekir b. Vâil’e ithafen "Diyarbekir" (Bekir'in Yurdu) olarak isimlendirildi. Bu o dönemde yaygın bir isimlendirme örneğidir. Nitekim Diyar-ı Mudar (Rakka ve çevresi), Diyar-ı Rebia (Musul ve çevresi) için kullanılan örneklerdir. Şehrin bu "Amid" adı, tarihin bilinen en eski zamanlarından 19. yüzyılın ortalarına kadar resmi kayıtlarda varlığını korudu. Bölgenin siyasi hâkimleri çağlar boyunca değişse de Amid ismi hafızadan silinmedi. Şu anda Dicle Üniversitesi'nin yayına hazırladığı ve 100 cildi bulacak olan şer’iye sicillerinde şehir merkezi için yüzlerce defa “amid” ifadesi geçmektedir.

Osmanlı Devleti’nin idaresinde de Diyarbekir uzun yıllar sadece vilayet ve bölge adı olarak kullanıldı, şehir merkezi resmi belgelerde hâlâ Amid'di. Halk da bu kadim şehre uzun süre "Amid" demeyi sürdürdü; öyle ki, bu topraklarda yetişmiş pek çok âlim ve bilim insanı bu köke nispetle "Amedî" olarak anıldı. Diyarbakır’a gelen seyyahların büyük bir çoğunluğu da şehrin alametifarikası olan siyah bazalt taşından dolayı Türkler tarafından şehre "Kara Amid" denildiğini notlarına açıkça kaydetti. Şehrimizin önemli bir değeri olan Ali Emiri Efendi "Karaamid" adıyla bir dergi de çıkardı.

Ancak Osmanlı arşiv belgelerinde 17. yüzyıldan başlayarak "Diyarbekir" ifadesine, vilayet adı olmanın yanında yavaş yavaş şehir ve sancak adı olarak da yer verilmeye başlandı. Belgelerde yerini yavaş yavaş "Amid nam-ı diğer Diyarbekir" ifadesine bırakan kentin kadim adı "Amid", süreç içerisinde toplum tarafından ikinci plana itilerek yavaş yavaş unutuldu. Bu durum, devlet baskısıyla değil; hiçbir ferman veya resmi kanun olmaksızın, tarihin kendi doğal akışı içinde gerçekleşti. 20. yüzyıla gelindiğinde sokakta ve resmi yazışmalarda egemen olan isim artık tamamen "Diyarbekir"di.

Yasin GÜLER: Gelelim en radikal kırılma noktasına... 1937 yılında ne oldu da "Diyarbekir", "Diyarbakır" yapıldı? Altan Tan’ın bahsettiği o "Arapça kökenli isimlere duyulan hazımsızlık" burada mı devreye giriyor?

Prof. Dr. Oktay Bozan: Cumhuriyetin ilk yıllarında, Bedri Günkut ve Basri Konyar gibi kent tarihi üzerine "Diyarbekir Tarihi" adlı eserleri yazanlar, hem Amid hem de Diyarbekir isimlerinin Türkçe olduğunu iddia ettiler. Hatta Basri Konyar daha da ileri giderek, Diyarbekir isminin kökeninin "Türk boylarından (Derbik) lere" dayandığını iddia etmiştir. Buradaki temel gaye, isimlerin Türkçe olduğunu öne sürerek aslında şehrin adının öteden beri Türkçe olduğunu ve dolayısıyla Türklerin de geçmişten beri bu şehrin yegane sakini olduğunu kanıtlamaktı. Bu düşünce Mustafa Kemal Paşa tarafından da makul görülmüş olmalı ki, Paşa’nın 15 Kasım 1937 Pazartesi günü şehre yaptığı ziyaret esnasında "Diyarbakır" ifadesini kullanması ve konuya ilişkin talimatları üzerine, Amid and Diyarbekir isimleri üzerinde çalışmalar başlatıldı.

Akademik ve doğal bir seyirden ziyade, Mustafa Kemal Paşa’nın talimatı ile yaptırılan bu çalışmalar, şehrin adlarının Türkçe olduğunu kanıtlamaya odaklandı. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu üyelerinden oluşturulan heyet, tam anlamıyla bir "isim mühendisliği" ve ideolojik bir motivasyonla bazı tezler ileri sürüldü. Bazı heyet üyeleri, Diyarbekir’deki "Bekir" sözünün, oraya yerleşen Arap Bekir b. Vail kabilesinin adından geldiği yönündeki tarihi izahların tamamen "İslami devirde uydurulmuş mitolojik bir yalan" olduğu iddia edildi. Bu kapsamda, "Bekir" sözünün aslında özbeöz Türkçe olan "Bakır" kelimesinden geldiği, Arap yazısının ve şivesinin tesiriyle zamanla Araplarca "Bekr" gibi okunduğu ileri sürüldü. Kurul üyeleri, yoğun ve hararetli bir çaba içerisinde sadece Diyarbekir'i değil, Amid ifadesini de Çağatayca "bakır sikke" veya genel olarak yine "bakır" ile ilişkilendirmek için uğraştılar.

İki ifadenin de Türklerle ilişkilendirilmesi için yoğun bir zorlama yapıldı ve nihayetinde şehrin adı kanunla resmi olarak "Diyarbakır"a dönüştürüldü. Bu, hiçbir ilin başına gelmemiş büyük bir tarihi talihsizlikti.

Yasin GÜLER: Bugün gelinen noktada kentin farklı isimlerle anılması toplumda nasıl bir bölünmeye yol açıyor?

Prof. Dr. Oktay Bozan: Kesinlikle öyle. İşin ironik kısmı şudur: Dün, Arap kabilesinden dolayı daha İslami ve geleneksel gördüğü "Diyarbekir" ifadesini devlet eliyle "Diyarbakır" yapan anlayışa karşı reaksiyon gösteren muhalif halk ve ideoloji sahipleri, bu kez topluma başka bir dilsel dayatmayla geldiler. "Diyarbekir" ifadesi Altan Tan'ın da haklı olarak belirttiği gibi sırf Araplarla ve Müslümanlarla ilgili görüldüğü için bu çevrelerce dışlandı, hazmedilemedi. "Amid" ifadesi de Türklerin tarih boyunca şehri "Kara Amid" diye anmasından ötürü kabul görmedi. Bunun üzerine az önce bahsettiğimiz o uydurma "Med" tezi üzerinden "Amed" ifadesi öne çıkarıldı.

Bugün gelinen noktada, kişilerin şehre dair kullandığı ifadeler adeta zihin dünyalarını, ideolojik bagajlarını ve tarafgirliklerini ele veren bir turnusol kağıdına dönüşmüş ve kenti zihnen bölmüştür. Bunu kabaca şöyle tanımlamak mümkündür: Günümüzde akademik literatürü kullananlar ve muhafazakar kesimler "Amid" ismini tercih ederken, milliyetçi ve sol görüşlü Kürtler "Amed" ifadesini öne çıkarmaktadır. Öte yandan, kentteki daha mütedeyyin, geleneksel ve muhafazakar çevreler "Diyarbekir" adını yaşatmaya çalışmakta, resmi söylemi benimseyen modern kesimler ile siyasi olarak nötr gruplar ise "Diyarbakır" ismini kullanmaktadır.

Amid ve Diyarbekir isimlerinin Türkçe olduğunu iddia edip gayriilmi gerekçeler uyduran devlet aklı ile Amid’in Kürtçe olduğunu iddia edip Medlerle zorlama bağ kuran milliyetçi Kürt refleksleri aslında aynı anlayışın, aynı inatçı rövanşizmin ürünüdür. Zira iddia sahipleri şehirde mutlak bir "ilk ev sahibi" olma yarışı içerisindedir. Ancak nesnel bilimsel kayıtlar her iki tarafı da yalanlamaktadır. 9. yüzyıla kadar Diyarbakır’da net, baskın bir Kürt veya Türk varlığını tarihi kayıtlar doğrulamıyor. Şehrimizden bahseden Roma, Süryani, Ermeni ve yüzlerce İslam tarihi ortadadır. Diyarbakır ve çevresindeki Kürt varlığı İslamiyet’in yayılması ile gerçekleşmiştir. Durum buyken, sahneye çıkan her bilmiş hatip, binlerce yıllık tarihe seçici göndermeler yaparak kendisini kentin "öz ev sahibi", ötekini ise "sonradan gelme misafir" olarak tanımlamaktadır.

Yasin GÜLER: Son olarak güncel bir pratikten bahsedelim. Bugün yerel yönetimlerin (belediyelerin) tabelalarında Kürtçe kısma "Amed", Türkçe kısma "Diyarbakır" yazmasını nasıl yorumluyorsunuz? Tarihsel olarak bunun bilimsel bir karşılığı var mıdır ve bu kör dövüşü bitirecek çözüm öneriniz nedir?

Prof. Dr. Oktay Bozan: Bugün yerel yönetimler tarafından resmi tabelalarda Kürtçe kısım olarak " Şaredariya Bajarê Mezin a Amedê", bunun güya Türkçesi olarak da "Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi" ifadesi yan yana yazılmaktadır. Bu durum, tam anlamıyla bir tarihsel cehalet ve ideolojik inattır. Zira ne Amid/Amed ifadesi Kürtçedir ne de Diyarbekir/Diyarbakır kelimesi Türkçedir!

Tarihsel süreçte koskoca bir coğrafyanın/vilayetin adı olan "Diyarbekir" yerine inatla şehir merkezini kasteden "Amed" kelimesini koymak; ya da benzer bir şekilde tarihi bir kaza/bölge adı olan Silvan’ı şehir merkezinin kadim adı olan "Meyyafarikin / Farkin" kelimesinin karşılığıymış (Türkçesiymiş) gibi sunmak tam bir fecaattir. Şehir merkezleri için kullanılan kadim ve kökeni belirsiz isimleri toptan "Kürtçe" kabul edip, kaza veya vilayet için kullanılan tarihi isimleri ise "Türkçe" diye ilan etmek, bilgisizlik değilse bile iyi niyetle bağdaşmayan ideolojik bir saplantıdır.

Geçmişteki inkâr ve asimilasyon politikalarından haklı olarak dert yananların, siyasi bir güç veya yerel bir yetki elde ettikleri ilk anda yaptıkları ilk icraatın yer isimlerini değiştirmek olması son derece düşündürücüdür. Tarihsel müktesebata sadık kalmadan, ilmi ve filolojik (dil bilimi) bir çalışma yürütmeden, mekân isimlerinin ideolojik angajmanlarla ve uydurma köken mitleriyle topluma dayatılması hazin bir tezat teşkil etmektedir. Bilindiği üzere, 13 Mart 2014 tarihinde kabul edilen 6529 sayılı Kanun’la yapılan yasal düzenleme (5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’ndaki esneme) neticesinde; il, ilçe ve köylere coğrafi veya tarihi müktesebatları doğrultusunda eski ve mahalli isimlerinin tekrar verilebilmesine hukuki bir zemin tanınmıştır.

Bu memleketin bir evladı ve bir tarihçi olarak benim önerim; kentin tarihsel hafızasına saygı gösterecek, bu ideolojik kör dövüşünü nihayete erdirecek, hem estetik hem de bilimsel temeli olan şu çözümdür:

Sur İlçesinin Adının Değiştirilmesi: Kentin ilk yerleşim çekirdeğini ve tarihi merkezini oluşturan, halihazırda resmi adı "Sur" olan merkez ilçenin adı, tarihi hakikate ve idari sürekliliğe uygun olarak "Amid" (veya halk arasındaki yaygın fonetik söylemiyle "Amed") olarak değiştirilmelidir.

İl Adının "Diyarbekir" Olarak Tescillenmesi: Şehrin mülki sınırlarını kapsayan genel ve bütünsel adı ise klasik dönemin ve Osmanlı idari taksimatının ruhuna uygun biçimde yeniden "Diyarbekir" olarak tescillenmelidir.

Böyle bir adım atıldığı takdirde; hem binlerce yıllık kadim isimler hak ettikleri coğrafyada yaşatılarak geçmiş medeniyetlerin ve toplumların hatırasına hakiki bir saygı gösterilmiş olacak hem de resmiyette ve tabelalarda karmaşaya yol açan, yapay bir hiyerarşi üreten "Türkçesi-Kürtçesi" ikiliği ile bu konunun siyasi istismarı son bulacaktır. Şehri, dönemsel ve ideolojik reflekslerle üretilmiş kelimelerle bölmek yerine; tarihi tüm katmanlarıyla, zenginliğiyle ve kendi çıplak hakikatiyle kabul etmek en rasyonel yol olacaktır. Bu yapıcı yaklaşımın, içinde bulunduğumuz toplumsal barış sürecine de kalıcı ve kıymetli bir katkı sunacağı kanaatindeyim.

Röportajın Tamamı 

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Advert

Yorum Gönder

Yorumlar