Reklam
Reklam

12 Eylül: Tankların Gölgesinde Kalan Bir Nesil

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Güzel KIZOĞLU

Siyasetçi - Köşe Yazarı

Bazı sabahlar vardır, insan yalnızca güne değil, tarihe uyanır.

12 Eylül 1980 sabahı da Türkiye böyle bir sabaha uyandı.

Sokaklarda tanklar vardı.

Radyolarda askerî bildiriler okunuyordu.

Meclis susmuş, siyaset durmuş, milletin iradesinin üzerine bir darbenin ağır gölgesi düşmüştü.

O sabah Türkiye’nin yalnızca yönetim biçimi değil, hafızası da değişti.

Aradan 46 yıl geçti.

Ama bazı tarihler vardır; üzerinden yıllar geçse de eskimez. Çünkü o tarihler yalnızca takvim yapraklarında değil, insanların hayatlarında yaşar.

12 Eylül de böyle bir tarihtir.

Bir ülkenin gençliğine kesilen fatura

12 Eylül’ü yalnızca “bir askerî müdahale” olarak anlatmak, yaşananların büyüklüğünü eksik bırakır.

Çünkü darbenin asıl hikâyesi, bildirilerin okunduğu o sabah değil; sonrasında yaşananlarda gizlidir.

Gözaltılar…

Cezaevleri…

İşkenceler…

İdamlar…

Yasaklar…

Susturulan fikirler…

Yarım kalan hayatlar…

Ve ailelerin hafızasına kazınan tarifsiz acılar…

Bir nesil, gençliğinin en güzel yıllarını korku ve baskı atmosferinde geçirmek zorunda kaldı.

Düşünmekten korkan, konuşurken kelimelerini tartan, arkadaşlığın bile siyasi kimlik üzerinden sorgulandığı bir dönemdi.

Oysa gençlik, geleceğe umutla bakması gereken bir çağdı.

Türkiye’nin gençleri geleceği kurmak yerine, birbirinden korkmayı öğrendi.

İşte 12 Eylül’ün en ağır bilançosu belki de buydu.

Darbeler ülkeye huzur getirmez

Darbelerin değişmez bir söylemi vardır:

“Ülkeye düzen getireceğiz.”

“Kaosu bitireceğiz.”

“Huzuru sağlayacağız.”

Fakat tarih bize şunu gösterdi:

Demokrasi askıya alınarak kalıcı huzur kurulamaz.

Tanklarla sağlanan sessizlik, toplumsal barış değildir.

Korkuyla oluşturulan düzen, hukuk devleti değildir.

İnsanların konuşamadığı bir ülke, yalnızca sessiz bir ülkedir; huzurlu bir ülke değil.

Çünkü gerçek huzur; insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmesinde, hakkını hukuk içinde arayabilmesinde ve geleceğine kendi iradesiyle karar verebilmesindedir.

12 Eylül’ün bize bıraktığı en önemli ders

Bugün 12 Eylül’ü konuşurken meseleyi yalnızca geçmişin siyasi tartışmaları içinde değerlendirmemeliyiz.

Çünkü 12 Eylül bize çok daha temel bir şeyi hatırlatıyor:

Demokrasi, sadece seçimden seçime sandığa gitmek değildir.

Demokrasi; hukukun üstünlüğüdür.

Demokrasi; farklı düşünene tahammül edebilmektir.

Demokrasi; iktidarın da muhalefetin de hukuk içinde kalmasıdır.

Demokrasi; millet iradesinin üzerinde hiçbir vesayet odağının bulunmamasıdır.

Ve belki de en önemlisi…

Demokrasi, bize benzeyenin hakkını savunmak değil, bize benzemeyenin hakkını da savunabilmektir.

Bugünün Türkiye’si geçmişin acılarını unutmamalı

Bugün 12 Eylül’e baktığımızda bir intikam duygusuyla değil, bir hafıza ve ders çıkarma sorumluluğuyla bakmalıyız.

Çünkü geçmişi hatırlamak, geçmişte yaşamak değildir.

Tam tersine, geleceği daha sağlam kurmanın şartıdır.

Bir daha bu ülkenin çocukları siyasi görüşleri nedeniyle birbirine düşman edilmesin diye…

Bir daha gençler düşünceleri yüzünden hayatlarının baharında bedel ödemesin diye…

Bir daha siyaset kışla kapılarında şekillenmesin diye…

Bir daha milletin iradesi tankların gölgesinde kalmasın diye…

12 Eylül unutulmamalıdır.

Ama 12 Eylül’ü unutmamak, toplumun yaralarını sürekli kanatmak anlamına da gelmemelidir.

Tam tersine, geçmişin acısını geleceğin teminatına dönüştürmek gerekir.

Çünkü millet iradesi her şeyin üzerindedir

Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, Türkiye darbelerden, vesayetlerden ve demokrasiye yapılan müdahalelerden çok şey kaybetti.

Ama aynı Türkiye, bütün bu acılara rağmen demokrasiyi yeniden ayağa kaldırmayı da başardı.

Bu yüzden 12 Eylül’ün yıldönümünde söylememiz gereken söz nettir:

Siyasetin adresi sandıktır.

İktidarın kaynağı millettir.

Hukukun gücü silahtan üstündür.

Ve hiçbir güç, milletin iradesinden daha büyük değildir.

Bugün bize düşen görev, çocuklarımıza ve gençlerimize darbelerin karanlığını değil, demokrasinin ışığını bırakmaktır.

Onlara korkuyu değil özgürlüğü…

Vesayeti değil millet iradesini…

Susmayı değil konuşmayı…

Düşmanlığı değil birlikte yaşamayı öğretmektir.

Çünkü bir ülkenin geleceği, geçmişini nasıl hatırladığıyla da şekillenir.

12 Eylül’ün üzerinden 46 yıl geçti.

Takvimler değişti.

Kuşaklar değişti.

Türkiye değişti.

Ama hafızamızda değişmemesi gereken bir cümle var:

Bir daha asla!

Bir daha tanklar siyasetin üzerinde dolaşmasın.

Bir daha millet iradesi susturulmasın.

Bir daha gençlerin hayalleri darbelerin karanlığında yok olmasın.

Ve bir daha Türkiye, demokrasisini korumak için bedel ödemek zorunda kalmasın.

Çünkü demokrasi, milletin emanetidir.

Ve milletin emaneti, hiçbir vesayete teslim edilemeyecek kadar değerlidir.

begendim
1
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar