
Türkiye, bugün tarihin ve vicdanın huzurunda; bin yıllık kardeşliğimizi yeniden mühürleyeceğimiz, birbirimizin kalbine aynı içtenlikle dokunacağımız kutlu bir dönemeçten geçmektedir. Bu süreç, demokrasimizi taçlandıracak, hak ve özgürlük alanlarımızı genişletecek ve insanımızı kendi coğrafyasında huzur içinde yaşatacak en büyük toplumsal mutabakat projesidir.
Geçmişte bölge halkının yaşadığı acılar, endişeler ve gelinen noktadaki beklentiler, bu sürecin temel belirleyicisidir. Bu coğrafyanın insanı, terörün getirdiği yıkımı da istikrarsızlığın yol açtığı yoksulluğu da en derin şekilde yaşamıştır. Ancak her şeyden öte bu toprakların insanı, samimiyet ve adalet beklemektedir. Bölge halkı, kendi gerçekleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve onurlu birer ferdi olarak yaşama arzusunu her fırsatta dile getirmiştir. Bugün atılan adımlar; işte bu arzunun karşılık bulduğu, devletin şefkatli elinin vatandaşıyla kucaklaştığı, korkuların yerini güvene bıraktığı bir sürecin kapısını aralamaktadır.
Demokrasi, farklılıkların aynı çatı altında, ortak bir gelecek ülküsü etrafında buluşmasıdır. Bölge halkının iradesini sandığa yansıtan seçmenin beklentisi; hak arayışının demokratik zeminlerde, şiddetten arındırılmış bir dille ve Meclisin imkânlarıyla ifade edilmesidir. Bugün atılan adımlar, sadece bir partinin ya da bir kitlenin değil, bu coğrafyada yaşayan her bir bireyin onurlu yaşam hakkının tescilidir.
Bölge seçmeninin yıllardır süregelen hak ve demokrasi talepleri, Türkiye'nin ortak demokratikleşme yolculuğunun bir parçasıdır. Bu süreçte seçmenin barışa dair güçlü iradesi, siyasetin de sorumluluk alanını genişletmektedir. Şiddetin olmadığı, silahın ve baskının devre dışı kaldığı, sadece fikirlerin yarıştığı bir siyasi iklim; seçmenin taleplerinin özgürce tartışılmasına ve nihayetinde Türkiye’nin ortak akılla geleceği inşa etmesine olanak sağlayacaktır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakının bu süreçteki tutumu, sadece siyasi bir hamle değil, tarihi bir sorumluluk üstlenişidir. Geçmişte tabu sayılan pek çok konunun cesaretle konuşulabildiği, "birlikte yaşama iradesinin" devletin en tepesinden en alt birimine kadar bir devlet politikası haline geldiği bir dönemi yaşıyoruz.
AK Parti hükümetlerinin yıllardır süren "demokratikleşme paketleri", "yatırım teşvikleri" ve "bölgeye yönelik pozitif ayrımcılık" politikaları, aslında bu terörsüz Türkiye hedefinin altyapısını oluşturmuştur. Bugün gelinen noktada AK Parti’nin vizyonu, bölgeyi sadece güvenlik odaklı değil; ekonomik kalkınma, kültürel zenginleşme ve tam demokrasi ekseninde yeniden inşa etme kararlılığıdır.
Terörsüz Türkiye; 85 milyonun birbirinin acısına ortak olduğu, farklılıkları bir zenginlik olarak gören demokratik bir Türkiye demektir.
Şimdi, bu tarihi sorumluluğu paylaşma vaktidir. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu bu vizyon, aslında bölge halkı başta olmak üzere tüm milletimizin yıllardır beklediği huzurlu geleceğin garantisidir.
Kardeşlik hukukumuzu pekiştirecek, demokrasimizi güçlendirecek ve ülkemizi dünyanın en müreffeh devletleri arasına taşıyacak olan bu yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Çünkü bu yol, Türkiye Yüzyılı'na açılan en güvenli kapıdır.
Yorumlar