
Ben bu tipolojiyi artık romantize ederek anlatmıyorum. Çünkü ortada “sosyal beceri” diye yumuşatılacak bir mesele yok; ortada giderek yaygınlaşan bir karakter aşınması, bir omurga kaybı var.
Herkesle iyi geçinen, herkesin diline göre konuşan, herkesin yanında “haklı” olmayı beceren bu yapı; ilk bakışta uzlaşmacı görünür. Ama yakından baktığınızda şunu görürsünüz: Bu, uzlaşma değil; ilkesiz uyumun profesyonelleşmiş halidir.
Ben buna ısrarla “boncukluluk” diyorum.
Bu kişiler boncuk dağıtır. Herkese küçük onaylar, yumuşak cümleler, tarafsızmış gibi görünen ama aslında hiçbir şeyi sahiplenmeyen pozisyonlar… Fakat mesele şuradadır: Bu dağıtılan boncukların içinde haysiyet yoktur, şeref yoktur, omurga yoktur. Sadece ortama göre şekil alan bir çıkar refleksi vardır.
Psikolojik düzlemde bu yapı; dış onay bağımlılığı, izlenim yönetimi ve parçalanmış benlik örüntülerinin birleşimidir. Kişi artık kim olduğunu değil, kime nasıl görünmesi gerektiğini yönetir. Bu yüzden her ortamda farklı bir “ahlak versiyonu” üretir.
Ve ben açık konuşuyorum: Bu, ahlaki esneklik değil; ahlaki kayganlıktır.
Bu kayganlık özellikle çatışma alanlarında kendini belli eder. İki taraf birbirine düşmüşse, boncuklu kişi “diplomasi” maskesiyle araya girer. Ama çoğu zaman yaptığı şey arabuluculuk değildir. Yaptığı şey, tarafların zayıflıklarını ayrı ayrı toplayıp gerektiğinde kullanabileceği bir veri havuzu oluşturmaktır. Bu yüzden bu profil, güven üretmez; kontrollü belirsizlik üretir.
Şunu da net söyleyeyim: Eğer karşısında iki taraf da omurgalıysa, yani haysiyetini pazarlık konusu yapmayan bir duruşa sahipse, boncukluluk orada tutunamaz. Çünkü şeref sahibi insan, şekil değiştiren dili değil, tutarlılığı görür.
Ama bir taraf omurgasını kaybetmişse, işte o zaman tablo değişir. İlkesiz olan ilkesizi besler. Ve boncuklu figür tam da bu zayıf alanlarda büyür. Çünkü orada artık hakikat değil, ilişki yönetimi çalışır.
Benim en sert gözlemim şudur: Bu yapı bazı alanlarda—özellikle “iyi niyet”, “toplumsal diyalog”, “sivil alan” gibi kavramların yoğun kullanıldığı dernek ve vakıf görünümlü yapılarda—daha görünür hale gelir. Ama bunu genelleme olarak değil, bir risk alanı gözlemi olarak söylüyorum. Çünkü bu tür zeminlerde çoğu zaman netlik değil, sürekli uzlaşma görüntüsü ödüllendirilir. Ve bu ödül mekanizması, boncukluluğu besler.
Fakat bedel değişmez.
Çünkü ne kadar boncuk dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar herkesle “iyi geçinilir” görüntüsü verilirse verilsin, bir noktada o ipin dayanma gücü tükenir. Ve ben bunu sert bir metaforla ifade ediyorum:
O boncuklu kolyenin ipi er ya da geç sahibinin boynuna dolanır.
Bu bir intikam cümlesi değildir; bu bir sosyal gerçeklik cümlesidir. Çünkü tutarlılık üretmeyen her ilişki biçimi, sonunda kendi taşıyıcısını sıkıştırır.
Haysiyet, şeref ve onur; süs cümleleri değildir. Bunlar bir insanın nerede durduğunu belirleyen yapısal omurgadır. Bu omurga yoksa, geriye sadece esnekliğin maskesi kalır. Ama o maske de bir süre sonra düşer.
Ve düştüğünde geriye şu kalır:
Herkesle iyi geçinmiş ama kimseye gerçekten dokunamamış bir varoluş.
Yorumlar